29 Nisan 2015 Çarşamba

Hz. Zülkarneyn'in Teorisi , Kur’an’da bildirilen vasıfları ve Zülkarneyn Kıssası



Zülkarneyn Kıssası, Kehf Suresin de anlatılan son kıssadır. Bu kıssanın iniş sebepleri ile ilgili çeşitli rivayetler vardır ve bazılarına göre müşriklerin, bazılarına göre de Yahudi’lerin Hz. Resulullah'a (sav) yönelttikleri bir kısım sorular üzerine bu Ayet-i Kerime’ler indirilmiştir.(1–10)

”Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: Size ondan bir anı okuyacağım.”(18/Kehf/83)

Zülkarneyn Kimdir?

Günümüze kadar Zülkarneyn’in kimliği veya kim olduğu konusunda çok farklı yorumlar yapılmış olmasına rağmen, Zülkarneyn’in bir peygamber mi, bir veli mi ve hatta bir insan mı yoksa bir melek mi olduğu konusunda dahi fikir birliğine varılamamıştır.(1-3,7,11)

Zülkarneyn, Arapça bir kelimedir ve “Zü” ve “Karneyn” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. “Zü”, bir şeyin sahibi demektir. “Karneyn” ise tekil olan “Karn” kelimesinin çifti yani iki tanesi anlamındadır. “Karn” sözcüğü boynuz, asır, nesil, yüzyıl (1,4,12) bir zamanda beraber yaşamış olan topluluk manalarına gelebildiği gibi insanın tepesine ve özellikle başının yanlarına, yani şakaklarına (hayvanda boynuzunun yeri) ve erkeklerin perçemine, kadınların zülüflerine, güneşin çemberinin kenarına ve bir toplumun başında olan efendisine de karn denilir. (4) Tefsirlerde “Karn” sözcüğünün özellikle boynuz, nesil, devir, çağ ya da yüzyıl gibi anlamları ön plana çıkarılarak, Zülkarneyn tabiri genellikle “İki Boynuzlu Adam”, “İki Çağın veya Devrin Adamı” anlamlarında kullanılmış ve müfessirler bu tanımlamalardan daha çok ilkine yani “İki Boynuzlu Adama” temayül göstermişlerdir.(12) Bu nedenle, Zülkarneyn, genellikle yeryüzünde hâkimiyet ve saltanat sahibi, güçlü bir kral olarak düşünüldüğü için, Aristo’nun öğrencisi Makedonyalı İskender,(1-8,10,13,14) Himyerli Ebu Kabir Şemmar,(6,7,10) Feridun adındaki İran hükümdarı,(3,5,6) Merzuban b. Merduba el-Yunani, Hermes, Ziyeden el-Himyeri, Yemen krallarından Sa’b b. Rayiş, (2,3,5,6) Fars kralı Melik Kurş, (1,7) Kisra (6,15) olduğu söylenmiş ve daha başka isimler de zikredilmiştir.(1,2,16)

Zülkarneyn’in Yolculukları

Tefsir bilginlerine göre Zülkarneyn, ilki batıya, ikincisi doğuya, üçüncüsü ise kuzeye olmak üzere üç yolculuk yapmıştır.

“Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.” (18/Kehf/84)

Zülkarneyn, yeryüzünde kudret ve kuvvet sahibi olan, istediği her işi yapabilmesi veya her amacına ulaşabilmesi için açıktan veya gizliden ilim, irfan, âlet, araç ve vasıtalar gibi akla gelebilecek bütün maddî ve manevî imkânla donatılmış, Allah’ın (cc) verdiklerini tereddütsüz yine O’nun yolunda ve O’nun rızası için kullanan salih bir kuldu.(1,3-10,12-15,17-20) Bu imkân ve vasıtalarla,

“O da bir yol tuttu.” (18/Kehf/85)

“Güneş’in battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar buldu……….” (18/Kehf/86)

Zülkarneyn, ilk yolculuğunda batıya doğru giderek, nihayet güneşin battığı yere ulaştı (1-10,12-15,18-21) ve güneşi balçıklı veya kızgın bir pınar içinde batıyor buldu. (1,4,7,10,16)

Bu yolculuğun sonunda, Zülkarneyn’in, Tunus, Cezayir veya Fas kıyılarına (14) veya Atlas Okyanusuna, (2,4,9,14,16) bir görüşe göre Kara Denize, (2) bir görüşe göre de Ege Denizi (15) kıyılarına kadar gitmiş olabileceği ifade edilmektedir. Zülkarneyn, burada bir toplumla karşılaşır,

“…..Orada bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.” (18/Kehf/86)

“Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi.” (18/Kehf/87)

“Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükâfat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.” (18/Kehf/88)

“Sonra yine bir yol tuttu.” (18/Kehf/89)

“Güneş’in doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle Güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.” (18/Kehf/90)




Zülkarneyn her türlü imkâna sahip olarak yeryüzünün batısına yaptığı seferden dönerek, bu defa yeryüzünün doğusuna doğru yolculuğa çıkıyor (9) Tefsirlerde, Zülkarneyn’in bu yolculuğunda, Afrika (2-4,9) veya Asya’nın (2,3,5,9,10,18) doğu kıyılarına kadar gitmiş olabileceği belirtilmektedir. Aslında Kur'an-ı Kerim, Zülkarneyn'in vardığı ve güneşin doğuşunu gördüğü bu yeri belirlemiyor, sadece bu yerin özelliğini ve orada karşılaştığı toplumun durumunu anlatıyor. Güneş’in doğduğu yere varınca güneşi, öyle bir toplumun üzerine doğarken buldu ki, onlarla güneş ışıkları arasında hiçbir engel, hiçbir sütre koymamıştık. Yani dümdüz bir araziye ulaşmıştı. (2,4,9,12) Çölleri ve geniş ovaları andıran bu arazide, güneş ışıklarını engelleyecek veya önleyecek bir tepe veya orman gibi bir şey yoktu.(2-4,9,12) Onlar, üzerine bina yapılamayan öyle bir arazide bulunuyorlardı ki, güneşin ışınlarından korunabilmek için yer altındaki mağaralarda, izbelerde barınıp gölgeleniyorlardı (5,7) veya onlar güneş batıncaya kadar suya giren,(2,7,9,10,14) güneş battıktan sonrada geçimlerini temin etmek için tarlalarına çıkan (5,7) veya elbise giymeyen çıplak vaziyette yaşayan ilkel bir kavimdi.(2,7,9,10,14)

“İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.” (18/Kehf/91)

“Sonra yine bir yol tuttu.” (18/Kehf/92)

“İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.” (18/Kehf/93)

Zülkarneyn, muhtemelen kuzeye doğru yaptığı bu son yolculuğunda, iki set veya dağ arasına varmış ve burada bir set inşa etmiştir. (1,3-10,12-15,18-21) Fakat Zülkarneyn'in ne "iki set" arasında vardığı yer hakkında ve ne de bu iki setin nerede olduğu hakkında kesin bir şey söylenemiyor. Ayet-i Kerime’den sadece Zülkarneyn'in aralarında bir boşluk veya geçiş yeri bulunan iki doğal engel ya da sonradan yapılmış iki set arasında bulunan bir bölgeye vardığı anlaşılmaktadır.(1,4,9) Tefsir bilginlerine göre Zülkarneyn üçüncü yolculuğunda;

- Asya’nın kuzey doğu tarafında Türk topraklarının bittiği bir bölgeye gittiği, setinde Çin seti olabileceği (1,2,4,6,7,15,16,20)

-Ermenistan ile Azerbaycan tarafında Türkistan topraklarının bittiği yerde yer alan Kafkas dağlarına kadar gittiği ve setinde Demirkapı adı verilen yerin olabileceği (1-5,7-10, 12,13)

-Setin Hazar denizi­nin balı yakasında yer alan Derbend seti diye bilinen yer olabileceği (1,7,14) veya

-Zülkarneyn’in karşılaştığı iki dağın Hazar Denizi ile Kara Deniz arasında uzanan dağların bir kısmının olabileceği (15) veya

-Setin Sibirya bölgesinde olabileceği (2,4) gibi çeşitli yorumlar yapılmıştır.

“İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.” (18/Kehf/93)

Zülkarneyn iki set arasına vardığında orada bir kavimle karşılaştı. Kur'ân-ı Kerim’de bu topluluğun hangi kavim olduğu açıkça anlatılmamıştır. (16,17) Fakat müfessirler, bu kavmin eski İskitler,(3,14) Moğol ve Tatarlar1,12 veya Türklerin (2-4,13) olabileceğini ifade etmişlerdir.

Bu kavim, Zülkarneyn’e yurtlarını talan eden, saldıran, bozgunculuk çıkaran ve bozgunculuğun yaygınlaşmasına neden olan Ye'cüc ve Me'cüc'e karşı, verecekleri bir miktar mal karşılığında bir set yapmasını önerdiler. (9)

“Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?” (18/Kehf/94)

"Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.” (18/Kehf/95)

Ye’cüc ve Me’cüc




Kur’an-ı Kerim’de, Ye'cüc ve Me'cüc’ün kim olduğu, nerede ve ne zaman yaşadıkları hakkında bilgi verilmemiştir. (2) Fakat müfessirler bu konuda değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Tefsirlerde Ye'cüc ve Me'cüc’ün, Hz. Nuh’un oğlu Yafes’in soyundan gelen iki kabile olabileceği (2,7) veya Ye'cüc'ün Türklerden, Me'cüc'ün Ceyi ve Deylam kabilelerinden olabilecekleri (10) veya bunların Mançurlar ve Moğollar, (6,9,12,16,22,23) Tatarlar, (6,9,12) Kırgızlar, (23) Türkler (6,7,10) veya Çinli’ler olabileceği ifade edilmiştir. (20,22,23)

“Bana demir kütleleri getirin. İki ucu denkleştirdiği vakit: "Körükleyin!" dedi. Demiri bir ateş haline getirince: "Getirin bana üzerine erimiş bakır dökeyim!" dedi.” (18/Kehf/96)

Zülkarneyn, bu kavmin kendine sunduğu malı reddetti ve karşılıksız olarak seti yapmaya karar verdi ve bu toplumdan maddi ve bedensel güçleriyle kendisine yardımcı olmalarını istedi. Siz bana beden gücünüzle yardımcı olunuz da onlar ile aranızda aşılmaz bir set çekeyim. Bana demir parçaları getiriniz. Onlar da demir parçalarını toplayıp iki engel arasındaki boşluğa yığdılar. Getirilen demir parçalarının oluşturduğu yığın yanlardaki setlerin tepeleri ile aynı düzeye çıktı. Daha sonra Zülkarneyn, Adamlara `körükleri çalıştırınız' dedi." Demir yığını şiddetli alevin ve kızgınlığın etkisi ile "ateş haline gelince", "Bana biraz erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim dedi." (9)

“Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.” (18/Kehf/97)

“Zülkarneyn, “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir” dedi.” (18/Kehf/98)

“O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sûra üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.” (18/Kehf/99)

a - sebep ( yol bilgisi )

Kehf suresi 84-85-89-92. ayetlerinde geçen ve Zülkarneyn'in en temel yeteneğinin yapısını oluşturan " sebep " kelimesine sözlüklerde; arzın menzili, konakları, menzil bilgisi manaları verilmiştir.
Nitekim yerleşik bir yönetici olmayan, yeryüzünün çeşitli istikametlerinde seferler düzenleyen Zülkarneyn'in bu gücü ve başarısı; Allah'ın ona bahşettiği arz üzerindeki yolların bilgisine vakıf olması ve bu bilgiyi kullanarak, güçlerini istediği mıntıkalara intikal ettirebilmesidir.
Takdir edilmelidir ki engin yeryüzü coğrafyasında uzun mesafelerde, gittiği bölgelere egemenliğini kabul ettirecek kadar ordu intikal ettiren, onları yedirip içirebilen, geri dönüşlerini sağlayabilen bir yöneticinin engin bir bilgi ve donanım sahibi olması gereklidir.
" Ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmenin sebebini öğretmiştik. " 18/84
" O da, o işin sebebine sarılıyordu. " 18/85







b - yöneticilik ( egemenlik ve kaynaklara sahip olmak )

" Biz onu yeryüzünde GÜÇLÜ KILMIŞ VE ONA ULAŞMAK İSTEDİĞİ HER ŞEYİ ELDE ETMENİN YOLUNU, SEBEBİNİ ÖĞRETMİŞTİK. " 18/84
" Rabbimin bana verdiği GÜÇ ( EGEMENLİK ) daha hayırlıdır. " 18/95
Kehf suresinde geçen bu güç, hakimiyet ifadelerinden, Zülkarneyn'in bir yönetici - imparator, kral, hükümdar, Melik - olduğu anlaşılmaktadır.
Kur'an da isimleri yönetici olarak geçen Davut (a.s), Süleyman (a.s), Yusuf (a.s) ve Sebe melikesi ile ilgili kıssaların anlatıldığı ayetlerde; bu yöneticiler zikredilirken de, Zülkarneyn'in vasıfları ile aynı vasıflar sıralandığını görmekteyiz.
" Ey Davut biz seni hükümdar yaptık. " 38/26 " ONUN MÜLKÜNÜ GÜÇLENDİRMİŞTİK . " 38/20
"...(Süleyman) bize HERŞEYDEN BOLCA VERİLDİ. " 27/15
" Böylece Yusuf'u ORAYA EGEMEN KILDIK. " 12/56
" (Yusuf ) Rabbim bana EGMENLİK VERDİN. " 12/101
" ( sebe melikesi ) kendisine HERŞEYDEN BOLCA VERİLMİŞ OLAN bir kadın yönetiyor. " 27/23
Zülkarneyn'le birlikte serde dilen tüm yöneticilerin; Allah'ın onlara bahşettikleri iktidar, güç, egemenlik ve zengin doğal ve ekonomik kaynaklar sayesinde, yeryüzünde geniş topraklara hakim olduklarını ve taba'larını idare ettiklerini anlamaktayız.
Tüm yöneticilerin ortak özelliklerinden en önde gelenin Egemenlik, iktidar, güç ve zengin tabiî ve ekonomik kaynaklar olduğu anlaşılmaktadır.
Zülkarneyn’e ayrıcalıklı olarak " sebep " verildiği anlaşılmaktadır ki; bu farklı özellik çok geniş coğrafyalarda tevhidî anlayışı yaymaya çalışan birinin o coğrafyalarda hakim olabilmesi, sevk ve idareyi yapabilmesi için gereken bir donanıma " sebep " yol bilgisine ihtiyacı olacağı içindir.

c - adaleti sağlama, adaletle idare

" Orada bir kavme rastladı . " Ey Zülkarneyn! onları ister cezalandır, ister iyi davran " dedik. "
" Dedi ki: " Kim ZULMEDERSE ONU CEZALANDIRACAĞIZ, sonunda Rabbine döndürülecek, o da onu kötü bir azaba uğratacak. " 18 / 86-87
Allah'ın kendisine egemenlik ve büyük bir kaynak zenginliği bahşettiği Zülkarneyn; bu nimetleri insanlar arasında adaletle paylaştırma ve adil davranışlar sergileyerek hem kendi hem de yönettiği toplumların Allah'ın rızasını kazanması yolunda sarf ediyordu.
Süleyman @ kıssasında Sebe melikesinin ileri gelenler ile yaptığı bir diyaloga göz atalım.
“ Kraliçe dedi ki: Krallar bir ülkeye girdiklerinde oranın altını üstüne getirirler, ileri gelenlerini zelil ederler. Bunlar da öyle yapacaklardır. “ 27/34
Bu diyalogdan anlaşılıyor ki; Allah’a inanmayan onun emirlerini tanımayan yöneticiler, adil davranmayarak; ele geçirdikleri ülkelerde oranın insanlarını, mal ve mülklerini tarumar ederek zulmediyorlardı.
Oysa Allah Zülkarneyn’e; karşılaştığı isyankar topluma karşı, ölçüye göre yani, adaletle davranmasını belirtmektedir.
Bunun diğer örnekleri Davut (a.s), Süleyman (a.s), Yusuf (a.s); Allah'ın kendilerine verdiği egemenlik ve engin kaynakları. egemen oldukları halklarının mutluluğu, toplumda adaletin sağlanması ve hakkın rızasının kazanılması amacıyla sarf etmişler, bu hususta adil davranmışlardır.
" Ey Davut biz seni hükümdar yaptık. İnsanlar arasında ADALETLE HÜKMET. HEVANA UYMA....." 38/26
" Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı ADİL DAVRANMANIZI YASAKLAMAZ. ALLAH ADİL OLANLARI SEVER. " 60/8
Burada Zülkarneyn'in Kur'an'da ismi geçen diğer yöneticilerden farklı bir yönüne dikkati çekmek isteriz.
Kur'an'da ismi geçen, Davud @, Süleyman @ Yusuf @ ,Sebe melikesi; bulundukları içinden çıktıkları toplumlara hizmet, adalet ve Allah'ın bahşettiği kaynakları sarf ederek Allah'ın rızasını ararlarken; Zülkarneyn çok geniş coğrafyalarda tanımadığı kavim ve insanlara hizmet ve adalet götürerek hakkın rızasını kazanmaya çalışmıştır.
" Güneşin battığı yere ulaştığında....Orada bir kavme rastladı. " " Dedi ki: kim zulmederse onu cezalandıracağız..." " Ama kim iman edip salih amel işlerse, ona da en güzel mükâfat vardır. Onu zora koşmayız. " 18 / 86 – 87 – 88

d - Savaşçılık yönü ön plana çıkmayan, kan dökmeyen bir yönetici

Kehf suresinde Zülkarneyn’in savaş ve kıtal yönü üzerinde durulmadığını müşahede etmekteyiz. Kur'an’da Süleyman peygamber kıssası anlatılırken onun savaş için gereken ordularından, savaş aletlerinden, savaş atlarından genişçe bahsedilirken; savaşa ve Zülkarneyn’in savaşçılığına yönelik yanlarından hiç bahsedilmediğini görmekteyiz.
Bu da onun egemenliğini savaşçılık değil akıl, adalet ve teknik üstünlük üzerine kurduğunu göstermektedir.
Ye'cûc ve Me'cûc üzerine gidip onları katledebilecekken, savaşsız bir strateji uygulayarak, sahip olduğu teknik yardımı ile savaşacakların aralarına set yaparak onları durdurduğunu, zulmü ve fesadı önlediğini anlamaktayız.
Bu durum aynı zamanda, Tevrat ile Kur'an kıssaları karşılaştırıldığında her ikisi arasındaki savaş, kıtal, kan dökme gibi konulardaki; Kur'an'ın sulh ve adalet yaklaşımını göstermesi; dolayısı ile Tevrat’ın muharref hale getirildikten sonraki, değişiklikleri algılamamız açısından ilginç bir durum olarak değerlendirilmelidir.

e - Teknik kullanması

" Bana demir kütleleri getirin " dedi. Getirdikleri kütleler dağlarla aynı seviyeye gelince: " Körükleyin " dedi. Sonunda demir yığını kor haline gelince; erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim " dedi. " 18/96
"..her türlü imkanı emrine vermiştik. " 18/84
Ye'cûc ve Me'cûc ile zulme uğrayan topluluk arasındaki meseleyi çözerken kullandığı teknik aslında Zülkarneyn'i anlatan şu ayetin açılımlarından biridir.
"..Her türlü imkânı emrine vermiştik. " 18/84
Allah'ın bu desteği sayesinde onbinlerce belki yüz binlerce askerin iâşe ve ibâtesini silah ve teçhizatını teknik üstünlüğü sayesinde sağlamıştır ki; yeryüzünün bir doğu ucuna bir batı ucuna seferler yapabilmiş bu geniş coğrafyalarda hakkı ve adaleti tesis edebilmiştir.
Müfessirlerin, Zülkarneyn’in kullandığı teknikler üzerine yorumları bir hayli fazla olmakla beraber; maden alaşımı ( metalürji ), inşaat tekniği ( mühendislik ), insanların istihdam edilmesi ( kamu yönetimi ) ( yönetim organizasyon ) ( insan kaynakları ) gibi; bu günkü bilim dalları karşılığı olabilecek Zülkarneyn’in meziyetleri üzerinde ilgili alanların uzmanları vasıtası ile yorumlar yapılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz.
Bu hususta önemli olan Zülkarneyn’in; Allah’ın verdiği imkanları kullanması, yeryüzü nimetlerini o günün teknik ve diğer yöntemleri ile değerlendirerek olaylara egemen olmasıdır.
Zülkarneyn kıssasının bu anlatımlarını, Allah’ın ayetlerinin yeryüzüne egemenliği sağlamak için; bu gün veya gelecekte ve hatta geçmişte de, yan gelip yatarak, gökyüzünü! gözleyerek değil; Davut @ Süleyman @ peygamberler kıssalarında da örnek verildiği gibi, Allah’ın Müslümanlara bahşettiği imkanları harekete geçirerek ve bundan sonra Allah’a tevekkül ederek yapılacağı dersinin verilmesi ifadeleri olarak algılamamız gerekmektedir.

f - Zülkarneyn peygamber midir ? yönetici midir ?

Kehf suresindeki Zülkarneyn kıssası ile ilgili ayetleri incelediğimizde Onun bir yönetici - kral, melik, hükümdar, imparator - olduğu anlaşılmaktadır. Tefsirlerde Zülkarneyn'in yöneticiliği hususu üzerinde hiç bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Zülkarneyn üzerinde asıl durulan konu onun bir peygamber olup olmadığı konusudur.
Zülkarneyn'i anlatan ayetlerde onun Kur'an'da anlatılan Resullerin vasıfları ile aynı söylemler ve davranışlar sergilediği gözlemlenmektedir.

i - Sâlih amele davet

" Ama kim iman edip sâlih amel işlerse, ona da en güzel mükafat vardır." 18 / 88
Tanımadığı kavimler ve insan toplulukları üzerine seferler tertipleyen Zülkarneyn'in iman edip sâlih amele çağırdığı toplumlara; " iman " ve " sâlih amel "i nasıl ve ne şekilde anlattığı yada bu amellerin neleri kapsadığının açıklamasını yapıp yapmadığını bilememekteyiz.
Şurası muhakkak ki Zülkarneyn'in karşılaştığı toplumlara ilettiği iman ve sâlih amel kavramları; Zülkarneyn kıssasının indiği Mekke cahiliyye toplumuna açıklanan iman ve sâlih amel kavramlarıyla aynı olmalıydı.
Bundan dolayı bir açıklama getirilmemiş, dolayısı ile Zülkarneyn daveti anlatılırken, Mekke cahiliyye toplumunun dikkati çekilerek onların da iman ve sâlih amel ile ilgili yapmaları gereken tutum anlatılmıştır.
Karşılaştığı toplumların inanç durumlarının ne olduğu hususunda açıklık yoktur.
Mesela kehf suresi seksen altıncı ayeti şöyledir: " Orada bir kavme rastladı, " Ey Zülkarneyn ister cezalandır, ister iyi davran dedik. "
Eğer ayet -orada inançsız bir kavme rastladı - veya -orada putlara tapan bir kavme rastladı - şeklinde olsaydı; Zülkarneyn'in karşılaştığı toplumların inanç yapılarını anlamamız ve eğer Zülkarneyn’i peygamber olarak algılarsak, Zülkarneyn'in tebligatını daha iyi idrâk etmemiz mümkün olurdu.
Bu hususta karşılaştığı kavmin inanç durumunun öncelikle tesbit edildiği yönetici – peygamber Süleyman kıssasında şöyle bir anlatım vardır.
" O ve kavmi Allah'ın yanı sıra güneşe secde ediyor. Şeytan onlara yaptıklarını süsleyip doğru yoldan saptırmış. Bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar. " 27/25
Zaten Zülkarneyn'in karşılaştığı toplumların inançları hakkında tespit yapılan bir ayet olsaydı, belki de Zülkarneyn üzerinde resûl olup olmadığına dair zan olamazdı.
Kur'an'ı Kerim'de kıssaları anlatılan bütün Resuller toplumlarına tebligatlarını yaparken şu aşamalardan geçmişlerdir.


a - Resûllüğünü ilân:
( Hud ) “ Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. “ 26 / 125
b- Allah'a imana davet, şirkten men etme :
" Muhakkak ki biz, her topluma Allah'a kulluk edin, tağutlardan kaçının diye bir Resul göndermişizdir. " 16/36
ç - Tebliğlerinde çeşitli şekillerde sunarak ısrarlıdırlar:
" Rabbim! doğrusu ben kavmimi gece gündüz çağırdım. " 71/5
" Onlara açıktan açığa, gizliden gizliye söyledim. " 71/8-9
d - Gönderildikleri toplumlar sınanırlar:
" Biz hangi kasabaya resûl gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır. " 7/94
e - inkârcılar tarafından tehdit:
" Ey Nuh, bu işe bir son vermezsen taşlananlardan olacaksın. " 26/116
f - Allah'ın azabı, helâk:
" Şuayb onlardan döndü de " Ey kavmim! Andosun ki Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; kâfir millet için niye üzüleyim. " dedi. " 7/93
" Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler. " 7/91
Zülkarneyn kıssasında Zülkarneyn ve karşılaştıkları toplumların, Kur'an’da zikredilen peygamberler ve muhataplarının geçirmiş oldukları bu tebliğ aşamalarından geçmediği veya anlatılmadığı görülmektedir.
Bunun nedeni belki de yeryüzünün çok geniş bir coğrafyasında seferler yaparak askeri ve diğer güç unsurları ile, karşılaştığı kitleleri denetimi altına alması dolayısı ile cebren istediğini kabul ettirmesi olabilir ?
Ancak Süleyman peygamber kıssasında; yönetici bir peygamberin tebliğ metodu bize örneklik teşkil etmektedir.
Süleyman peygamber, Sebe toplumuna savaş açmadan o toplumun yöneticisi ile İslâm’ın tebliği üzerinde girişimlerde bulunmuş, Sebe melikesini dolayısı ile ileri gelenleri İslâm’a davet etmiştir.
O halde peygamber Zülkarneyn’den de! böyle bir aşama beklememiz gerekmektedir.
İi - Yaptığı işe karşılık istememesi
Zülkarneyn'in gösterdiği peygamber tavırlarından bir tanesi de Yaptığı işe karşılık bir ücret istememesidir.
(Zülkarneyn)" Sana bir ücret versek, aramıza bir set yapar mısın ? " " Dedi ki: Rabbimin bana vermiş olduğu egemenlik daha hayırlıdır. " 18 / 94-95
Bu ayet'te ise sanki; Kur'an'da geçen peygamber kıssalarında rastladığımız bir peygamber tavrını yansıtan tavır sergilenmektedir.
( Nuh ) " Ey kavmim buna karşılık ben sizden bir mal istemiyorum, benim ücretim Allah'a aittir. " 11/29
( Hud ) " Ey kavmim, ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücreti, beni yaratana düşer " 11/51
" (Süleyman) Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz ? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. " 27/36
Nuh (a.s), Hud (a.s), Süleyman (a.s) ın tavırlarını yansıtan bu ayetlerde; Resuller toplumlarına, Allah'ın ayetlerini ulaştırmaları karşılığı onlardan bir ücret istemediklerini; bu emeğin karşılığını Allah'ın Resullere vereceğini bundan dolayı Allah'ın indirdiklerini inkar etmemelerini ifade etmek için toplumlarına çağrıda bulunmaktadırlar.
Oysa Zülkarneyn'e teklif edilen ücret ise; Allah'ın ayetlerini rastladığı kavme ulaştırma karşılığı olarak teklif edilmemektedir.
" Dediler ki: " Ey Zülkarneyn! Ye'cuc ve Me'cuc burda fesat çıkarıyor. SANA BİR ÜCRET VERSEK, ARAMIZA BİR SET YAPARMISIN ? " 18/94
Kur'an'da kıssaları anlatılan ve dini bir görevin karşılığı ücret istenmediğinin altının çizildiği yukarıdaki sıraladığımız ayetlere mukâbil, Zülkarneyn'e, set yapımı karşılığı yani dini içeriği olmayan bir işlev karşılığı olarak ücret teklif edilmektedir.
Dolayısı ile bu ücret, yapılacak bir iş mukâbili teklif edildiği için, dini olmaktan ziyade ticari veya siyasi bir mâhiyet arz etmektedir. Binaenaleyh Zülkarneyn'in ücreti reddetmesi ile diğer peygamberlerin yaptıkları tebliğ karşılığı ücret istememesi arasında nüans olduğu gözükmektedir.
Bu noktada üzerinde durmak istediğimiz bir husus vardır; Zülkarneyn, bir yönetici " kral, hükümdar " olduğu halde yapacağı işin karşılığı verilecek ücret teklifini reddetmesi ve buna karşılık olarak verdiği; " Rabbimin bana vermiş olduğu güç ( egemenlik, hâkimiyet ) daha hayırlıdır. " cevabı ise ilginçtir.
Çünkü bütün yöneticiler gerek savaşarak gerekse savaşmadan güçlerine karşılık, egemen oldukları kavimlerden herhangi bir karşılık olmaksızın ganimet, vergi, haraç v.s gibi gelirleri elde etmek amacındadırlar. Oysa Zülkarneyn bu hususta feragat etmektedir.
Onun bu tavrı, Allah'ın kendisine verdiği kaynakların bolluğu ve yeterliliğinden dolayı ve Allah'a teslim olmuş bir yönetici ile inkarcı bir yönetici farkını o insanlara yansıtarak, onları Allah'a teslim olmaya yöneltme amacını taşıdığı kanaati vermektedir. Bir nevi zekatın verilme yerlerinden biri olan
" Müellefe-i kulub " seçeneğinin işletilmesi gibidir.
" Sadakalar ( zekâtlar ) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, ( zekât toplayan ) memurlara, GÖNÜLLERİ ( İSLÂM'A ) ISINDIRILACAK OLANLARA ( MÜELLEFE-İ KULUB ), kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihat edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir. " 9/60
iii - " Kulna " hitabı
Müfessirlerden bazıları Kehf suresi seksen altıncı ayette geçen " kulna ya zelkarneyn " " Zülkarneyn'e dedik ki: " ifadesinin Zülkarneyn'in Resullüğüne işaret ettiğini söylemişlerdir.
Kur'an'ı Kerim'de " Kulna " ifadesinin geçtiği yerlere baktığımızda; bu ifadenin Resullere hitap için kullanıldığı gibi başka yerlerde de kullanıldığı görülmektedir.
" Andolsun, içinizden cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Onlara: " Aşağılık maymunlar olun " ( Fekulna ) dedik. " 2/65 ayrıca benzer bir ayet; 7/166
" Bundan sonra İsrailoğullarına: " Bu ülkede oturun. Vaat edilen gün geldiğinde hepinizi bir araya toplayacağız " ( Kulna ) dedik. " 17/104
" Secde ederek kapıdan girin. Cumartesi yasağını çiğnemeyin ( Kulna ) dedik. " 4/154
" Onun bir parçasıyla ona vurun ( Fekulna ) dedik. " 2/73
Üzerinde durmak istediğimiz bir diğer husus ise; Kur'an'da kıssaları anlatılan bütün Resuller :
I-İçinde bulundukları ve yetiştikleri toplumlara Resullükle görevlendirilmişlerdir :
" Sonra onlara, aralarından: " Ancak Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka ilâhınız yoktur. Sakınmaz mısınız! " diyen resûller gönderdik. " 23/32
" Nuh'u kavmine gönderdik. " 11/25
" Ad'a de kardeşleri Hûd'u gönderdik. " 11/50
" Semûd'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. " 11/61
" Medyen'e de kardeşleri Şuayb'i gönderdik. " 11/84
II - Resul oldukları kavmin dili ile onlara Allah'ın ayetlerini ulaştırmışlardır:
" Biz, her elçiyi, kendilerine ayetlerimizi açıklaması için, ancak halkının diliyle göndermişizdir. " 14/4
III -Aralıksız elçilik etmişlerdir:
Resullükle vazifeli oldukları toplumlara risalet görevini inkıtasız olarak sürdürdüklerini müşahede etmekteyiz.
Musa'nın @ kavminden ayrılışlarında bile kardeşi Hârun @ elçiliğe ara verdirmeksizin devam ettirmiştir.
Yunus @ kavminden Allah'ın izni olmaksızın ayrılması ile beraber, Allah tarafından cezalandırılarak, bilâhare tövbesi kabul edilerek tekrar toplumuna elçi gönderilmiştir.
IV -Toplumların sınanması:
Bunun yanı sıra Resullerle toplumunun tebliğ diyalogları ve sınanmaları söz konusudur.
" Peygamber gönderdiğimiz her memleketin halkını, yalvarıp yakarsınlar diye darlık ve sıkıntıya uğrattık. " 7/94
Halbuki Zülkarneyn kıssasında Zülkarneyn ve ulaştığı toplumlar arasında geçen vakıalardan; Kur'an'da kıssaları anlatılan peygamberlerin ortak vasıflarına yönelik; tebliğ aşamaları, sınanmalar, ve diğer bahsettiğimiz özellikleri görememekteyiz.
Sonuç olarak Zülkarneyn kıssası; Zülkarneyn'in Müslüman bir yönetici ve her Müslüman gibi , karşılaştığı yerlerdeki insanlara dinini tebliğ eden, Allah'a itaatkar salih bir kul olduğu onun emirleri doğrultusunda amel ettiği velâkin resûl olmadığı kanaatini vermektedir.
Belki de Allah Kur’an'daki kıssa anlatımlarında ayrıntı vermemesinin altında yatan etmen budur.
Kur'an’ın iniş dönemi uzaklık anlatımı ile bu günkü uzaklık tanımlarının ve anlatımlarının - edebî, tarihî, coğrafî – olarak dil açısından farklılaşması, Zülkarneyn veya diğer kıssalardaki anlatımların daha iyi idrak edilmesi açısından, yaşanılan zamana göre yorumlara gidilmesini zaruri kılmaktadır.
Yeri gelmişken önemli bir hususun üzerinde durmakta yarar görüyoruz. Zülkarneyn kıssasını anlama hususunda modern Tarih, Coğrafya ve Arkeoloji biliminden yararlanırken, şu husun farkında olmalıyız. Kıssaları Tarih, Coğrafya ve Arkeoloji bilimine doğrulatma gayesiyle hareket etmemeliyiz. Ancak bu ilimleri Kıssaların anlaşılması yolunda yararlanılacak metodik araçlar olarak görmemiz gerekmektedir.
O halde kıssaları anlamada yeni bakış açıları sağlayarak bizlere yardımcı olacak tarih, coğrafya ve arkeoloji ve diğer modern ilim dallarından yaralanmak bizler için bir amaç değil, metodik bir araç olacaktır.
" Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmıyorlar mı ? " 12/109
" Yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın. " 3/137
Allah'ın buyurduğu bu ve diğer ayetlerde Tarih, coğrafya ve arkeoloji'den de yaralanılarak, Kur'an'da anlatılan kıssalardaki toplumlar nezdinde dersler çıkararak, onların yaşamlarından ibret almamız istenmektedir. O halde akîm kaldığımız bu gibi durumlarda; ilerdeki süreçte bu konuyla ilgili tarihî, coğrafî, arkeolojik verilere dayanan gelişmeler olabileceğini öngörerek o noktada durmak, ilmî olmaktan ziyade zannî olacak bilgiler üretmeye tevessül etmemek bu konuda hassas olmak gerektiği kanaatindeyiz.
Burada şöyle bir kaygı doğabilir. Acaba kıssaları yorumlarken yapacağımız bu çalışmalar; evvelki kitaplardaki gibi Kur'an'daki kıssaların mesajlarını saptırabilir mi ? onları tahrife sebep olabilir mi ?
Bizce bu çalışmalar asla böyle bir soruna yol açmaz. Çünkü Kur'an'ın değişmesi gibi bir durum asla olmayacaktır. Kıyamete kadar baki Kur'an'ı Kerim'in, her çağda en iyi, en ideal anlaşılması için gerekli olan çabaların önü her zaman açık olacak ve Kur'an'ın uygulanabilirliği, hayata tatbik edilmesi önünde hiçbir engel olmayacaktır.
zulkarneyn

Zülkarneyn Kıssası

Zülkarneyn kendisine verilen güç ve iktidarla yolculuğa çıkmış güneşin doğduğu ve battığı yerlere gitmiş buralarda halklarla karşılaşmış en sonunda vardığı yerde Ye’cüc ve Me’cüc yüzünden başları dertte olan bir halkla onlar arasına sed yaparak yardım etmiş bir varlık.
Konuyu çekici kılansa Zülkarneyn kıssası içerisinde birçok değişkeni bulunduran bir denklem gibi hangi değişkenden yola çıkarsanız denklemin sizi farklı sonuçlara götürüyor olması.Zülkarneyn hakkında birçok yorumcu farklı referanslarla mesela Balçıklı su gözesinden karadelikleri,sedden çin seddini,iktidar sahibi olmasından büyük iskenderi,güneşle arasında siper olmayan kavimden uzay yolculuklarını sonuç olarak çıkarmışlar.
Bu yazıda şuana kadar ortaya atılmamış bir teori ile karşılaşacaksınız.

ZÜLKARNEYN TEORİSİ

Zülkarneyn kıssası ile tanıştıktan sonra bende tüm yorumcuların yollarını izleyerek Çin’e Yemen’e hatta uzaya çıktım ama sonuçta hep çelişkilerle karşılaştım.(Ya çok mitolojik yada çok fantastik sonuçlara ulaşıyor insan.)Bana göre işin içinde inanç olan bir teori kuruluyorsa teori hem bilimsel bir zemine oturmalı hemde “Bu öncekilerin masalları” ifadesini kurabilecek kadar kapının aralık bırakılmasına izin vermeli.
Teorime ilk önce dünyanın manyetik alanı ile başladım Ye’cüc,Me’cüc manyetik alan kutupları olabilirdi.Google earth’e manyetik alanı yükleyip araştırmalarıma devam ettim.Doğu batı ırmaklar göller akla gelebilecek her yere baktım.Kendimce bir şeyler buldum ama hep bir tarafı eksikti.Ta ki google earth’e tektonik fay hattını yükleyene kadar…

TEKTONİK FAY HATTI

Dünya fay hatları ile çevrilmiş durumda ve karalar bloklar halinde hareket etmekte bu hareketleri sonucunda depremler,volkanik patlamalar,tsunamiler,yangınlar vb. felaketler oluşmakta.Bu felaketleri insanoğlu çeşitli mitolojik olaylarla,tanrısal güçlerle açıklamaya çalışmış ve bu konuda birçok efsane üretilmiş mesela
Yunan Mitolojisinde Poseidon Tanrısı
Japon Mitolojisinde Namazu(Dev Kedi Balığı)
Türk Mitolojisinde Öküz’ün boynuzu
Bu felaketlerle ilişkilendirilmiş(tıklayınız.)
Manyetik alan,tektonik fay hatları deprem,tsunami derken birden zihnimde Zülkarneyn hakkında tüm parçalar birleşti ve Zülkarneyn’in kim olduğunu açıklıyorum
Aktif görevine devam eden,fotoğrafları olan,iki boynuza sahip çok büyük güç sahibi ve bu gücü kullanarak cezalandıran ve cezalandırmaya devam edecek olan “…”dır.Onu günümüzde araştıranlar din adamları değil mühendisler, her hareketini izliyorlar ömürlerini veriyorlar onun için…Dünyayı dolaşan bu büyük enerji yani Zülkarneyn aslında yeryüzünü doğu batı tüm yönleri ile yer altından kuşatan


“Dünya Tektonik Fay Hattı”

tektonik fay hattı
zülkarneyn fay hattı
Şaşkınlığınız olur mu canım ne alaka gibi cümleleri kurduysanız bu varsayım ile ayetlere geçiyorum (Kuran Kehf Suresi 83-89)
  • 83 – Bir de sana Zülkarneyn’den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
Rivayete göre İsrailli bir heyet peygambere Zülkarneyn’i soruyorlar ve peygambere ayetler inmeye başlıyor
  • 84 – Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmesinin bir yolunu verdik.
Dünya fay hatlarının depremlere,yangınlara,volkanik aktivitelere, tsunamilere neden olabilecek iktidara ve her şeyi elde edebilecek güce sahip olduğunu hepimiz biliyoruz.
  • 85 – Derken o da bu yollardan birini tutup gitti.
Zülkarneyn yani tektonik fay hattı ayetlerde 3 defa yola koyuluyor ama ilk yola çıkışında yollardan birini tutma ifadesi birden fazla yolun içinden bir seçim yaptığını düşündürüyor.
  • 86 – Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın.”
“Güneşin battığı yer “çok geniş kapsamlı bir tanımdır.Dünyanın yuvarlaklığı da göz önüne alınırsa bu noktayı bulmak gerçekten zor.Güneşin doğduğu anda yola çıkan güneşin battığı noktaya 12 saat içerisinde varır ki bu sürede alacağı yol çok büyük bir mesafe olamaz.Burada mantıklı olan kuzey kutbu ile güney kutbundaki güneşin hareketidir yani Kuzey kutbunda doğan güneş güney kutbunda batar ve bu olay 6 ay sürer
Dünya tektonik fay hattı kuzey kutbundan yola çıkmış 85.ayette yollardan birini seçti ifadesi ile google earth görüntülerine bakınca bu noktanın “Sibirya” olduğunu görürsünüz.(Yani Zülkarneyn Sibiryalı:)
zülkarneyn boynuzu
İşte yola çıkış noktası iki boynuz yaptığı noktadan ilk önce sol tarafı seçiyor(mavi çizgiler) bunu yazı ilerledikçe daha iyi anlayacaksınız.Ayrıca kırmızı,mavi,beyaz,sarı çizgiler fay hattının hareketleri ile ilgilidir.(Geniş bilgi için tıklayınız.)
Sibirya’dan yola çıkan fay hattı güney kutbuna geliyor ve güneşi kara balçıklı bir gözede batar buluyor.Bu nokta haritada birden fazla sonuca ulaştırabilir. Şimdilik sadece fay hattının ulaştığı yerin fotoğrafını paylaşıyorum
şili zülkarneyn
Zülkarneyn(Fay Hattı) burada bir kavime rastlıyor güney kutbunda insan yaşamının olduğu en yakın yer depremleri ile ünlü “ŞİLİ”
  • 87 – O da demişti ki: “Kim haksızlık ederse muhakkak ona azab edeceğiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu görülmemiş bir azabla cezalandırır.”
  • 88 – “Amma her kim de iman edip iyi bir iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir zor işlere koşmayız.”
87 ile 88. Ayetler Zülkarneyn’in bir insan olmadığına bence en iyi kanıttır.Hem ayetlerde zülkarneyn’e peygamberlere bile tanınmamış bir yetki veriliyor hemde o dönemden ziyade gelecekte de devam edecek bir süreçten bahsediliyor.Zülkarneyn’i fay hattı olarak düşündüğünüzde bu iki ayet çok iyi açıklanmış oluyor.
  • 89 – Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
Fay hattı ikinci defa harekete geçiyor bakalım nereye?
  • 90-Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.
Güneşten korunacak bir siperin olmadığı yer ifadesi ben dahil birçok yorumcuyu atmosferin olmadığı uzaya yönlendirmiş ama dünyanın antisiklon ve siklon yani basınç alanları üzerinde ozon tabakası büyük incelmeler yaşamakta nerdeyse yok denilebilecek düzeye gelmektedir.Bu alanların biri Sibirya antisiklon alanı bu alanda ilkbahar aylarında neredeyse ozon tabakası yok denilebilecek düzeye iniyor.
Fay hattımız güney kutbundan yola çıkıp Sibirya antisiklon alanına geldiğinde bu alanda ozon tabakası olmadığı için Güneşin UV ışınlarının engellenmediği alanda bir halkla karşılaşıyor.Hatta günümüzde bu bölgelerde yaşayanlarda cilt kanseri oranı giderek artmakta.İşte fotoğrafı
ozon tabakası
Bu noktada şu çıkarım da yapılabilir
Fay hattı mayıs ayında Sibirya’dan yola çıktı.Kasım’da güney kutbuna ulaştı ve nisan ayında kuzey kutbuna döndü.(Bu bilimsel bir araştırma konusu olabilir.)
  • 91 – İşte Zülkarneyn’in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.
  • 92 – Sonra yine bir yol tuttu.
Fay hattı üçüncü defa yola çıkıyor.Fay hattı ölçüldüğünde her seferinde yaklaşık 22.000-23.000 km yaptı.Bende üçüncü yolculuğunda fay hattını 22.000-23.000 km takip ederek nereye varacağını buldum.
  • 93 – Nihayet iki sed arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmuştu.
“İki sed arası” ifadesi Elmalılı tefsirinde şu şekilde açıklanmış
“Buna göre iki sed, yapma iki engel olabileceği gibi iki deniz, iki yer kıtası, iki dağ”
Evet teori ile uyumlu şekilde fay hattının geldiği nokta hem iki dağ,hem de iki denizin arasında buyurun bu da fotoğrafı
medyen
medyen kavmi

MEDYEN HALKI

Bu bölgede yaşayan kavim ise Tevrat’ta Midian Kuran’da Medyen kavmi olarak bilinen kavim.”Hemen hiç söz anlamayan kavim”ifadesi ise Şuayb peygamber kıssası ile ilgili Şuayb peygamber yoldan çıkmış medyen kavmine  gönderiliyor.Ama onu dinlemiyorlar ve Hud Suresinin 91.ayetinde Şuayb peygambere
“Ey Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu biz anlamıyoruz. Muhakkak biz seni, aramızda zayıf olarak görüyoruz. Şayet senin aşiretin olmasaydı, elbette seni taşlardık. Sen bize karşı da bir üstünlük sahibi değilsin.”
Diyorlar sonları ise ilk önce bir deprem oluyor sonra ise bir ses onları yakalıyor kendi yurtlarında diz çöküp sabahlıyorlar.(Yani ilk önce deprem sonra yanardağ patlaması)
Medyen halkı volkanik bir dağ olan “jebel al lawz” dağının eteklerinde Al Bad antik kentinde yaşayan bir halktı.
*Jebel al laws dağının son yıllarda birçok bilimsel araştırma ile Tur-u Sina dağı olduğu anlaşıldı.
cebel al lawz

JEBEL AL LAWS DAĞI

Jebel al laws dağı Al Makla(yanık siyah tepe) ve Ar Raha adlı ikiz zirveden oluşur.Birinci zirve beyaz ikinci zirve ise siyah renktedir.Jebel al laws “Badem Dağı” anlamına gelirken Al Makla “Ocak”anlamındadır.
Araştırmacıların Al Makla dağı ile ilgili görüşü;
Birisi Cebel el Lawz’ın üzerinde dursa ve tüm yönlere baksa, gözünün görebildiği uzaklığa kadar kahverengi ve gri granit dağlardan başka renkte dağlar göremez. Bu devasa granit örtüsü, nasılsa aniden Makla’nın koyu renkli zirvesi ile kesintiye uğrar. Makla’nın zirvesindeki kayalar iki farklı tiptedir. Birinci tip kaya; çok sert, yoğun ve görünüş olarak çok koyu mavi-gri –siyah kayalar. Bu kaya cinsi, Makla’nın tüm üst bölgesine eşit olarak dağılmıştır. Diğer tip kaya ise, siyahlanmış görünen noktaya doğru koyulaşan granittir. Bölgedeki diğer dağların hepsinde görülen kayaların cinsiyle tamamen aynıdır. Bu kaya etraftaki dağların hepsinde kızıl-pembe –kahve renginde görülür.
Makla’nın tepesindeki siyahlanmış kayayı kırmak oldukça zordur. Oysa, bir graniti diğer bir taşa vurarak kolayca kırabilirsiniz. Koyu renkli granit kırıldığında göreceğiniz şey, etrafı koyu renk bir kabukla kaplı, pembemsi renkli granittir. Ki bu pembemsi renk, granit etraftaki tüm dağlarda görülen granittir. Dağda bulunan bu iki tip siyah kaya için doğal bir açıklama var mıdır? Siyah kabuklara sahip kayaların olması, dağın dış kaynaklı bir ısı kaynağına maruz kaldığının işareti olabilir mi?
Sorusu ile bitmekte bu noktada tekrar ayetlere dönelim
  • 94 – Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cuc ve Me’cuc bu yerde fesat çıkarıyorlar. Onun için, bizimle onlar arasında bir sed yapman şartıyla sana bir vergi versek olur mu?”
Medyenliler kendilerini rahatsız eden Ye’cuc ve Me’cuc ‘den bahsediyorlar.Tarihi kaynaklar Medyen Halkının etrafındaki tüm halklara üstünlük sağladığını İsraillileri canlarından bezdirdiklerini anlatıyor.Bu bilginin ışığında Ye’cüc ve Me’cüc’ün çeşitli halk topluluklarını belirtmesi düşünülmez öyle ise nedir?

YE’CÜC ME’CÜC

Dilbilginleri Yecuc ve Mecuc kelimelerinin Arapça olup olmadığı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Kimileri bu isimlerin türemiş, yani Arapça isimler olduğunu söylemiştir.İbn Manzur Lisanu’1-Arab sözlüğünde bu görüşte olanların söylediklerini aktararak şöyle der:
“Arap dilinde bunlara benzer türemişler vardır.Ateşin alevlenmesi anlamında “Ecceti’n-Naru”, çok tuzlu ve acı su anlamında “Maun Ucac” gibi. Yecuc ve Mecuc da Yeful vezninde   ateşin   alevlenmesi   anlamındaki   kelimeden türemiş gibidir.İkisinin Fâûle vezninde olması da caizdir.
İki  isim türemiş olsaydı,  yapıları bu olurdu.Arapça olmayan kelimeler ise Arapçadan türetilmezler.”
,Rağıb Isfahani de Ecce kökünde şöyle der:”Milhun Ucac, çok tuzlu ve sıcak tuz demektir.Ateşin alevlenmesi,ateş alevlendi, gün ısındı, kelimeleri de bu sıcaklığı belirtir. Yecuc ve Mecuc da bu köktendir. Çok hareketli olduklarından alevli ateşe ve dalgalı suya benzetilmişlerdir.”
Yani dilbilimcilerin görüşleri ve zülkarneyn teorisi birleştiğinde Ye’cüc Me’cüc’ün anlamı
VOLKANİK AKTİVİTE İLE OLUŞAN

                                                                             “LAVLAR”


Şuayb Peygamberin bölgeden ayrılması ile volkanik aktivite başlamış lav akıntıları ile tüm kent yok olmuş insanlar dizlerinin üzerine çökerek sabahlamışlardır.Büyük ihtimalle yardım bekledikleri tanrısallaştırdıkları yer sarsıntısıdır.Tabi Kuran bunu Zülkarneyn’den yardım beklediler diye anlatıyor…
medyen helakı
  • 95-(Zülkarneyn): “Bu konuda Rabbimin beni kuvvetlendirdiği (desteklediği) şeyler daha hayırlıdır. Şimdi (siz) bana kuvvet ile yardım edin. Onlarla sizin aranıza çok sağlam bir engel yapayım.” dedi.
Bu ayete gelindiğinde insanların ilk aklına gelen fay hattı konuşur mu? Oluyor.Evet fay hattı hatta tüm maddeler insanlarla konuşabilir.Bir örnekle anlatayım
Şuan masanın üstünde bir yaş pasta var ve benimle biraz önce konuştu
-Çok lezzetliyim ve güzel görünüyorum beni yemelisin
Cevap verdim
-Ama ben rejimdeyim aslında bende seni yemek istiyorum ama kendimi tutmalıyım.
Şimdi kendinizi Medyen halkının bir önderi olarak düşünün dağlardan lavlar püskürüyor yaşadığınız kenti lavlar kaplamış yer sarsıntısı devam ediyor heryerden dumanlar çıkıyor.
Söyleceğiniz söz büyük ihtimalle “Bu büyük güç ve kuvvet karşısında yapabileceğim bir şey yok ve bu konuda çok acizim”olur
Ayette fark etmişsinizdir.Zülkarneyn hem benim kuvvetim yeter diyor hemde bana kuvvetinizle yardım edin diyor.Bir Medyen önderi olarak konuşmamıza devam edelim
-Ama benim bir şey yapmam lazım nasıl olurda bu lav akıntısını durdurabilirim
Bir sonraki ayette lav akıntısının bir sedle durdurulduğunu göreceksiniz bu bilgi ışığında konuşmamıza devam edelim
Şu iki dağın arasına bir sed yaparsak lavın geldiği noktayı engelleriz hadi kalkın gücünüzle bana yardım edin halkım…
  • 96 – “Bana, demir kütleleri getirin.” Nihayet dağın(seddin) iki ucunu denkleştirdiği vakit: “Ateş yakıp körükleyin” dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. “Bana erimiş “KATR” getirin üzerine dökeyim” dedi.
zülkarneyn medyen halkı
Medyen halkı demir ve bakır madenlerini çok iyi kullanan bir medeniyetti.Demire nasıl şekil verileceğini biliyorlardı.Jebel el laws’ın Al Makla zirvesinden bir göze gibi akan lavı durdurmak için topladıkları tüm demir eşyaları ve diğer madeni eşyaları lav gözesine götürmüşler ve orada ateş yakıp körükleyerek getirdikleri madenleri eritip gözenin iki ucunu denkleştirip bir set yapmışlar.Daha sonrasında ise seddin etrafı gelen lavlarla kaplanmış olabilir(KATR:Katran)
*Katr kelimesini birçok yorumcu bakır olarak çevirmiş Kuran’da iki yerde geçen kelimenin katran(Mağma) olduğunu Sebe Suresi 12.Ayetinden anlıyoruz
Süleyman’ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık akşam dönüşü bir aylık yol idi. “el kıtri” kaynağını da ona sel gibi akıttık.
Buradaki ifade aslında Süleyman Peygambere yanardağlardan sel gibi mağma akıtma imkanı verildiğini anlatmakta

ZÜLKARNEYN SEDDİ

Yukarıdaki bilgiler ışığında zülkarneyn seddinin olduğu yerin fotoğraflarını paylaşıyorum
zülkarneyn seddi

KIYAMET GÜNÜ

  • 97 – Artık Ye’cuc ve Me’cuc bu seti ne aşabildiler ne de delebildiler.
  • 98 – Zülkarneyn dedi ki: “Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği vakit de onu dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi de haktır.
  • 99 – Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr’a da üfürülmüştür onların hepsini bir araya toplamışızdır.
Ayetler kıyamet gününde bu seddin yıkılacağı ve her yerden mağmanın dalgalar halinde birbirine karışacağını ifade ediyor.Ayrıca Enbiya Suresi 96-97’de
  • 96-97-Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başladıkları, doğru vaadin vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır. “Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!” diyecekler.”
Her tepede volkanik attivite başlayıp mağma akıntıları dalgalar halinde birbirine karışacak…

20 Nisan 2015 Pazartesi

ABDULLAH MEHDİ BİN ALİ TALİB “Allah’ın bir halifesi daha vardır ki, yeryüzü zulüm ve haksızlıklarla dolu olduğu zaman zuhur edecektir. yeryüzünü adalet ve sükûnetle dolduracaktır. peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yolundan gidecektir. o hiç yanılmayacaktır. çünkü onun, görmediği yerde doğrultan meleği vardır. hakkı ayakta tutanlara yardım edecek, dediğini yapacak, bildiğini söyleyecek,

ABDULLAH MEHDİ HAZRETLERİ

Muhyiddin İbnül Arabi ks hz. mehdi zuhur ettiğinde ilk işinin yanaklarında sakal olmayan Arabistana hakim olan bir taifenin kökünü kazımakla işe başlayacağını haber vermiştir. Bu taife şu anda Vehhabilerdir. Yanaklarında sakal yoktur. Kılıçtan geçirme işlemine Mekkeden başlayacak
ABDULLAH
“Allah’ın bir halifesi daha vardır ki, yeryüzü zulüm ve haksızlıklarla dolu olduğu zaman zuhur edecektir. yeryüzünü adalet ve sükûnetle dolduracaktır. peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yolundan gidecektir. o hiç yanılmayacaktır. çünkü onun, görmediği yerde doğrultan meleği vardır. hakkı ayakta tutanlara yardım edecek, dediğini yapacak, bildiğini söyleyecek,

5- Muvaffak b. Ahmed-i Hanefi (568): Fıkıh, hadis, Şiir, vaaz, hitabede üstad idi. Menakıb’de Fahr-ul Kudat Necmuddin Ebu Mansur Muhammed b. Hüseyn b. Muhammed Bağdadi’den kendi senediyle Selman-i Farsi’den şöyle rivayet eder: Resulullah’ın sallâ’llâhu aleyhi ve alih huzuruna girdiğimizde Hüseyin’in onun kucağında oturuyordu. Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih de onun ağzından, gözlerinden öpüyor ve buyuruyordu ki: “Sen efendisin, efendinin oğlusun, efendinin kardeşisin, efendilerin babasısın. Sen İmamsın, İmamın oğlusun, İmamın kardeşisin ve İmamların babasının. Sen Allah’ın hüccetisin, Allah’ın hüccetinin oğlusun, Allah’ın hüccetinin kardeşisin ve senin soyundan olan Allah’ın hüccetlerinin babasısın; onların dokuzuncusu onların Kâimidir.”
Yine bu senetle Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’ten şöyle rivayet eder: “Beni gökyüzüne çıkardıkları gece Allah Teala buyurdu ki: “Peygamber Rabbinden inene iman etti.” Bunun üzerine ben dedim ki: “Müminler de iman ettiler.” Allah Teala, “doğru dedin” buyurdu.

Daha sonra buyurdu ki: “Ümmetinden kimi kendi yerine bıraktın.” Ben, “onların en üstününü” dedim. Buyurdu ki: “Ali b. Ebi Talib’i mi?” “Evet” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey Muhammed! Ben yeryüzüne bakarak seni seçtim ve senin adını kendi adlarımdan çıkardım. Ben Mahmud’um, sen ise Muhammed’sin. Daha sonra tekrar baktım ve Ali’yi seçtim. Onun da adını kendi adlarımdan türettim. Ben A’la’yım, o ise Ali’dir.”

“Ey Muhammed! Ben seni, Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i ve Hüseyin’in soyunu kendi nurumdan yarattım ve sizin önderliğinizi gökyüzündekilere ve yeryüzündekilere sundum. Onu kabul edenler benim yanımda iman ehli sayıldı, kabul etmeyenler ise bunun dışında kaldı.
Ey Muhammed! Kullarımdan biri sizin önderliğinizi kabul etmediği halde bütün gücüyle ölecek derecede bana ibadet etse de onu affetmem. Ey Muhammed! Onları görmek ister misin?” Ben, “Evet, ey rabbim” dedim. Bunun üzerine “bak” buyurdu. Baktığımda Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin, Ali b. Hüseyin, Muhammed b. Ali, Cafer b. Muhammed, Musa b. Cafer, Ali b. Musa, Muhammed b. Ali, Ali b. Muhammed, Hasan b. Ali ve Mehdi’nin nurlar içinde namaza durduklarını ve Mehdi’nin onların arasında parlak bir yıldız gibi durduğunu gördüm.
Daha sonra Allah Teala buyurdu ki: “Ey Muhammed! Bunlar benim hüccetlerimdir. Mehdi ise senin soyuna edilen zulüm ve dökülen kanların intikamını alacak olan kimsedir. İzzet ve celalime andolsun ki, o benim dostlarım için gerekli bir hüccettir. Benim düşmanlarımdan intikam alacak olan da odur.”[5]

Onun ismi Resulullah’ın sallâ’llâhu aleyhi ve alih ismiyle birdir. Müslümanlar Rükn ile Makam arasında ona biat edeceklerdir. O Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih gibidir. Ahlaki açıdan da ona benzer.
Daha sonra İmam, İmam-ı Zaman’ın şeklini ve zuhur edeceği zaman yapacağı işleri genişçe açıklamıştır.[7]


O, babasının vefatından kıyamete kadar İmamdır. Hz. İsa aleyhi’s-selâm onun arkasında namaz kılacak, onun davasını doğrulayacak ve halkı İslam dinine davet edecektir.[16]

Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih şöyle buyurmuştur: “Mehdi aleyhi’s-selâm benim soyumdandır; ismi benim ismim ve künyesi benim künyem, şekli benim şeklim, sünnet ve tavrı benim sünnet ve tavrımdır, halkı benim şeriatıma, dinime teşvik eder ve Rabbimin kitabına davet eder. Ona itaat eden bana itaat etmiştir ve ona muhalefet eden bana muhalefet etmiştir, onun gaybetini inkar eden beni inkar etmiştir.”[21]

İmam’ın Doğumu
On ikinci İmam Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm, Hicri 255 -867- yılı Cuma gecesi tan yeri ağarırken “Samerra” şehrinde on birinci İmam’ın evinde dünyaya gözünü açmıştır.[26]
Babası, on birinci İmam Hz. İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm ve annesi Hz. İsa’nın havarisi “Şem’un”un neslinden olan Rum Kayseri’nin oğlu “Yuşa”nın değerli kızı, “Saykal” ve “Susen” adlarıyla da anılan “Nergis” hatundur.
“Nergis” ülkesinde olduğu zaman hayret verici rüyalar görürdü; bir defasında Hz. Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih ile Hz. İsa aleyhi’s-selâm’ın kendisini İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’a nikahladıklarını gördü. Şaşırtıcı rüyalarından birinde de, Zehra selamullahi aleyha’nın daveti üzerine, Müslüman oldu, ama İslam’ı kabul ettiğini ailesi ve çevresinden gizledi. Rüyasında, sınıra giden ordunun, hizmetçi ve cariyeleriyle birlikte gizlice sınıra gitmesi söylenmişti. Öyle de yaptı ve sınırda İslam ordusunun öncü birlikleri onları esir aldılar ve onu da, Kayserin ailesinden olduğunu bilmeden diğer esirlerle birlikte Bağdat’a götürdüler.
Bu olay, onuncu imam Hz. Ali Naki aleyhi’s-selâm’ın imametinin son zamanlarında oldu ve İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm tarafından görevlendirilmiş güvenilir bir şahıs, İmam’ın yazdığı Rumca bir mektubu, Bağdat’a götürüp “Nergis”e ulaştırdı ve onu köle tüccarından satın alarak, Samerra’ya İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm’ın yanına getirdi. İmam, Nergis’in rüyada gördüğü şeyleri ona hatırlattı ve on birinci İmam’ın hanımı ve bütün dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracak olan bir evladın annesi olacağını müjdeledi. Sonra İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm, İslam’ın adap ve ahkamını öğretmesi için, Nergis’i İmamet sülalesinin büyük hatunlarından olan kız kardeşi “Hekime”ye teslim etti. Bir müddet sonra “Nergis”, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın eşi oldu.

14 Nisan 2015 Salı

VATİKANIN HOMO’LARI ÖRTBAS ÇABASI!









1915 yılında “Türkler” ile “Ermeniler” arasında geçen olay bir “soykırım”değil, tam anlamıyla “karşılıklı çatışma”dır!.. Bu çatışmada da, sadece“Ermeniler” değil, “Türkler” ve “Kürtler” de ölmüştür!..
Buna “20. yüzyılın ilk soykırımı” diyen Papa, acaba; “Fransa’nın Cezayir’de katlettiği 1 milyon 700 bin Müslüman” için ne diyecektir?!?..
Hadi, “erkekçe” çık ortaya;
Ona da “soykırım” de!..
Ama, diyemez!..
Çünkü Vatikan’da, mumla arasan “erkek” bulamazsın!.. Çünkü Vatikan ve hatta kiliselerin çoğu “Homoseksüel”lerle doludur!.. “Çocuklara tecavüz eden homoseksüeller”le!..
Açık ve net söyleyeyim;
Papa Franciscus’un bu çıkışı, kesinlikle “Homo’ların rezilliklerini ve Vatikan Holding’in rant kaynaklarını örtbas çabası”ndan başka bir şey değildir!..
Son 8 yıldır Katolik dünyasının ruhani lideri olan Papa 16. Benedikt dün görevinden resmen ayrıldı. Papa'nın Vatikan'dan ayrılmasından bir gün önce Amerikan basınında ortaya atılan bir iddia ise gündeme bomba gibi düştü.

GİZLİ EŞCİNSEL İDDİASI



Tanınmış eşcinsel blogger Andrew Sullivan, The Dish adlı internet sitesindeki son yazısında Papa ile özel sekreteri Monsenyör Georg Gaenswein arasında gizli bir aşk ilişkisi olabileceğini iddia etti. 56 yaşındaki Gaenswein'in, gündüzleri yeni Papa'ya hizmet ederken akşamları 16. Benedickt'in emeklilik günlerini geçireceği Vatikan'daki Matter Ecclesia Manastırı'nda kalacağını hatırlatan Sullivan bu sıra dışı durumdan Papa'nın gizli eşcinsel olduğu sonucunu çıkardığını yazdı.

"PAPA'NIN YANINDA KALBİM NORMALDEN HIZLI ÇARPIYOR"

Sullivan İtalyan medyasının yakışıklı Gerog lakabını taktığı Gaenswein'in bir röportajında Papa'nın yanında kalbinin normalden hızlı çarptığını söylemesinin de bu tezi güçlendirdiğini öne sürdü. Sullivan'ın iddiasının önümüzdeki günlerde Katolik dünyasından büyük tepki göreceği öngörülüyor.



İSTİFA SEBEBİ: TECAVÜZLER!
Biliyorsunuz, şu andaki Papa’dan önce görev yapan ve “tam bir Müslüman ve Türk düşmanı” olan Papa 16. Benediktus bile “soykırım” ifadesi kullanmamış, bütün gücünü “Laikle mücadele” yolunda kullanmıştı!..
Yine malûm ki;
Papa 16. Benediktus, 11 Şubat 2013’te, “ilerleyen yaşını ve yorgunluğunu” gerekçe gösterip “istifa” ettiğini açıklamış, 28 Şubat 2013’te de, yerine bugünkü Papa Franciscus seçilmişti!..
Peki, Papa 16. Benediktus gerçekten “yorgun” muydu, yoksa “Vatikan ve kiliselerde lağım gibi akan pislikleri” gördüğü ve bildiği halde mücadele edemediği için mi istifa etmişti!..
Evet, “istifa” edip, gitmişti!..
Hem de, sırtında “Notre Dame’ın Kamburu”ndan daha büyük bir“kambur”la!..
Hakkında öyle “suçlama”lar yapılmıştı ki, bu “iddia”ları “it”in önüne atsanız yemez!..
Düşünebiliyor musunuz;
“Sadece bir tek şahsi hesabında 33 milyar dolar bulunduğu”ispatlanmıştı!.. Kaldı ki, henüz üzerine gidilemeyen “daha 17-18 hesabı”vardı...
Papa 16. Benediktus’un görev yaptığı yıllarda, özellikle 2008-2011arasında “çocuklara cinsel taciz dâvâları”nda tam bir patlama yaşanmış...“Cinsel taciz dâvâları”nın sayısı 4 bin 250’ye ulaşmıştı...
Madem bu konuyu açtık, o halde, “sayının kabarıklığı”nın nereden kaynaklandığını da açıklayalım.
Efendim;
Bütün dünya kiliselerinde olduğu gibi, Vatikan’da da “çocuklara cinsel taciz ve tecavüz” iddiaları ayyuka çıkmıştı... Ne var ki bu olaylar; anne-babalarına “para” vererek, “iş” bularak ya da “tehdit” ederek bilinçli ve sistemli bir şekilde “hasıraltı” ediliyordu.
Uzun lâfın kısası;
Bu dâvâlara, önceleri “Vatikan mahkemeleri” bakıyordu ve şikâyetler“örtbas”la sonuçlanıyordu... Ne var ki; bu dâvâlar, daha sonra “sivil mahkemeler” tarafından görülmeye başlandı... Zaten, “lâğım” da bundan sonra patladı.
PAPA’DAN ÖRTBAS TALİMATI!
Peki, İslâmiyet’i “şiddet dini” gibi gösterme cür’etinde bulunan Papa 16. Benediktus, bu “tecavüz” ve “taciz” suçlamaları karşısında ne yapmıştı?..
Buyrun, 2006 yılına gidelim...
İngiliz Yayın Kurumu BBC’deki Panorama programında 1 Ekim 2006 günü yayınlanan “Seks, Suç ve Vatikan” adlı belgesele göre, Papa 16’ncı Benediktus, “Kardinal Thomas Ratzinger” olarak bilindiği 2001 yılında, dünya genelindeki “piskopos”lara konuyla ilgili çok gizli bir Vatikan tebliği göndermiş ve demiş ki;
“Kilise’nin çıkarları çocukların güvenliğinden önce gelir. Piskoposlar, işlenen suçun kurbanını, failini ve tanıklarını bu konu hakkında konuşmamaya teşvik etmeli. Kurbanlara, iddialarını tekrar etmeleri durumunda aforoz edilecekleri söylenmeli.” 
İşte “örtbas”ın belgesi...
Kendisi de 14 yaşındayken bir rahibin tecavüzüne uğrayan Colm O’Gorman’ın sunduğu Panaroma’da, Hıristiyan din adamlarının tecavüz ettiği çocuklara “sus payı” vermek için Kilise bütçesinden fonoluşturulduğu açıklanıyordu. 
Rahip Tom Doyle ise yaptığı açıklamada diyordu ki;
“Tacizci olduğu ortaya çıkan rahiplere ne soruşturma açılıyor ne de bu kişiler yargılanıyordu. Bütün dünyada yapılan uygulama, bu kişilere ceza vermek yerine, görev yerlerini değiştirmekti. Taciz kurbanlarının hiçe sayılması anlamına gelen bu uygulama sayesinde tacizci rahipler yeni görev yerlerinde yeni kurbanlar da bulabiliyordu.” 
TECAVÜZ TAZMİNATINDAN İFLAS!
“Taciz ve tecavüz” olaylarının en ilginçlerinden biri de; kurbanlara “sus payı” ödemekten iflâhı kesilen bir kilisenin “iflas”ını istemesiydi...
Mesela;
2003’te ABD’deki Boston Başpiskoposluğu, rahiplerin tecavüzüne uğradığını söyleyen 500 kişiye 85 milyon dolar para ödemeyi kabul etmişti...
Bu olayların bir benzeri de yine ABD’deki Portland Kilisesi’ni iflas ettirmişti... Bu kiliseye bağlı papazların tacizine uğradıkları iddiasıyla dava açan 100 kişiyle anlaşma yoluna giden kilise, 53 milyon dolar ödemeyi kabul ederken, bir taraftan da “iflas”ını duyuruyordu...
Uzun lâfın kısası;
Gerek Vatikan, gerek dünyadaki bütün kiliseler, “çocuklara taciz ve tecavüz” iddialarıyla çalkalandı... Hatta, bazı “rahip”lerin “Papa tarafından kollandığına” dair örnekler verildi...
Benzetmek gibi olmasın ama;
Gerek “Vatikan” için, gerek “kilise”ler için, şöyle demek mümkün;
“Taciz ve tecavüz bankası!”
Gerçekten de;
“İnsanın fıtratına aykırı” bir karar alıp, “evlenmelerine” izin verilmeyen rahipler, “cinsel ihtiyaç”larını “çocuklar”la gidermişler!.. Hem, öyle“yüzlercesi” ile değil, “binlercesi” ile!..
Sizin anlayacağınız;
Kiliselerden ve Vatikan’dan “din adamları” değil, “tecavüzcüler” yetişmiş!..
Yoksa, 
“Taciz ve tecavüz” olaylarına adı karışan Papa 16. Benediktus, istifa etmek zorunda kalmazdı...
TENEŞİR BİLE PAKLAMAZ!
Öyle bir “sapıklık” ve öyle bir “pislik” ki; bu kadar “Homo”yu, “Omo” bile temizleyemez!.. Bırakın Omo’yu, bunları “Teneşir” bile paklamaz!..
Papa Franciscus’un yaptığı;
Bu “sapıklık ve pislik”leri “Omo’lamak” değil, “Homo’lukları örtbas”etmeye çalışmaktır!..
“Ermeni” diyor, “soykırım” diyor ki;
“Vatikan lağımı patlamasın!”
Bu açıklama, bir “örtbas”tır!..
“Taciz”lere örtbas!..
“Tecavüz”lere örtbas!..
“Cinayet”lere örtbas!..
“Banka hesapları”na örtbas!..
Unutmayalım;
“Bugüne kadar, 37 Papa öldürüldü!.. Bütün bu cinayetler de Vatikan içinde işlendi!”
Sormak lâzım Papa’ya;
“37 Papa’nın öldürülmesi” olayı da, “Vatikan içi bir soykırım” değil midir?..
Heyy Franciscus;
Önce bunlara cevap ver!.. 0
***********************************************************************************************
Vatikan bir devlet değil... Papa da bir din adamı değil, holding patronudur!
Vatikan, gerçekten bir “devlet” değil, bir “holding”tir, bir “cinayet üssü”dür!..
Vatikan, “600 kişi tarafından yönetilen, 900 milyon kişiyi de yönlendiren çokuluslu bir şirket, büyük bir holding”tir!..
“900 milyon Katolik Hıristiyan”ın tek görevi; “Papa’yı korumak” ve“Vatikan’ı daha da zenginleştirmek”tir!..
Vatikan’ın; “200’den fazla gazete ve dergisi, 154 radyosu ve 49 televizyon kanalı” bulunmaktadır!..
Yani;
“Kendi dinini en iyi pazarlayan bir holding”tir!..
Ve yine, Vatikan’ın; 
“İlaç sanayii”nden “savunma sanayii”ne kadar, “dünyanın önde gelen şirketlerinde hisseleri” ve “çeşitli ülkelerde gayrimenkulleri” vardır!..
“Sözüm ona devlet”tir ama, “BM’ye üye değil”, sadece “gözlemci”dir!..
Papa Franciscus da, bir “din adamı” değil, hem “holding patronu”dur, hem de “siyasetçi”dir!.. Din adamı olsaydı; kalkıp da “soykırım” gibi, “siyasi meseleler”le uğraşmaz, bunu “tarihçi”lere bırakırdı!..
Evet, “ din adamı” olsaydı; “Vatikan ve kiliselerdeki tecavüz gibi alçaklık ve ahlâksızlıklar”la mücadele ederdi!..
Öyle ya; “Din, ahlâktır.”
YENİ akit / Hasan Karakaya